Tarih Podcast'leri

Hadrianus

Hadrianus


Hadrian - Tarih

Hadrian (MS 76-138), 117 yılları arasında Roma İmparatoru olarak hüküm sürdü ve 21 yıl sonra öldü. Sözde Beş İyi İmparatordan biri olarak kabul edilir ve saltanatı iç istikrar ve askeri başarı ile işaretlenmiştir. Yine de, Roma'nın İmparatorluğun geri kalanı üzerindeki hakimiyetini pekiştirmek için selefi Trajan'ın daha uzak fetihlerinden bazılarını terk etti. Hadrian, askerleriyle yemek vakitleri geçirecek kadar ileri giderek, ordusuyla güçlü bir ilişki kurdu.

Erken dönem

Hadrian'ın doğum yeri kesin değil, bazı kaynaklar memleketini Roma olarak verirken, diğerleri onun kişisel tarihi de dahil olmak üzere –, şimdi İspanya'nın Sevilla şehri olarak bilinen şehrin yakınlarındaki bir kasaba olan Italica'da doğduğunu ileri sürüyor. Durum ne olursa olsun, ailesi Roma düzeninin bir parçasıydı. Babası tanınmış bir senatör olan Publius Aelius Hadrianus Afer'di. Bazı otoriteler tarafından, daha sonraki resmi biyografisinin, doğum tarihini MS 24 Ocak 76 olarak vererek, Roma'nın yerlisi gibi görünmesi için kasten yazıldığı düşünülmektedir.

Hadrian'ın adı, Roma öncesi bir İtalyan yerleşimi olan ve şimdi Atri olarak bilinen Hadria kasabasından gelmektedir. Annesi Gades'ten (şimdi Cadiz) idi ve başka bir önde gelen senatör ailenin kızıydı. Hadrian on yaşındayken anne ve babası öldü ve daha sonra Trajan'ın vesayeti yapıldı. Genç oğlanın eğitimi, genç soylular için belirlenen olağan yolu izledi ve özellikle Yunan edebiyatıyla ilgilendi. 14 yaşındayken Trajan tarafından Roma'ya geri çağrıldı ve bir daha asla Italica'yı ziyaret etmedi.

Askerlik Hizmetine Giriş

Hadrianus'un üstlendiği ilk ordu rolü, tribün olarak hizmet ettiği İkinci Lejyon olan Adiutrix'teydi. Birkaç yıl sonra, Almanya'da Minervia olarak bilinen Birinci Lejyon'a taşındı. 98'de İmparator Nerva öldü ve Hadrian haberi Trajan'a bizzat iletmeye gitti. Daha sonra Yunanistan'da kısa bir süre kalsa da, Atina vatandaşı olarak seçilse de, şu anda kariyeri çoğunlukla Yukarı Pannonia'ya odaklanmıştı. Burada başka bir lejyonun, Beşinci Makedonya'nın temsilcisiydi ve ardından eyaletin valisi olarak görev yaptı.

Beşinci lejyonda görev yaparken, Hadrian Daçyalılara karşı bir dizi savaşta savaştı. Çok az kanıt olmasına rağmen, askeri kahramanlığı nedeniyle şimdiye kadar İmparator olan Trajan – tarafından ödüllendirildiği söylenir. Hadrian'ın bir sonraki rolü, Parthia'ya yaptığı bir keşif gezisinde Trajan'ın elçilerinden biri olmaktı, ancak orada geçirdiği zaman önemli bir başarıdan yoksundu. Bununla birlikte, görevdeki Daçyalılarla daha fazla sorunu çözmek için gittiğinde kısa süre sonra Suriye valisi olarak atandı. Bu, Hadrian'ın ilk solo komutuydu.

Şimdiye kadar, Trajan ölümcül bir şekilde hastaydı ve Hadrian'ı Suriye'deki Roma artçısından sorumlu bırakarak Roma'ya dönmeye çalıştı. İmparator, yolculuğunu tamamlayamadan ölüyordu, bu yüzden Hadrian'ı varisi olarak kabul etti. Roma'ya geri döndüğünde, Hadrian, potansiyel sorun çıkaranları görevden alarak lejyonlarının sadakatini verimli bir şekilde sağladı. Evlatlık belgelerinin düzgün bir şekilde yazılıp yazılmadığı konusunda bazı tartışmalara rağmen, Plotina, Trajan'ın karısı tarafından imzalandı, Senato Hadrian'ı yeni İmparator olarak onayladı.

Hadrian, Roma İmparatoru olarak

İmparatorluğun en büyük hükümdarı olarak onaylanmasına rağmen, Yahudi isyanının bastırılması ve Tuna Nehri boyunca uzanan sınırın güvenli hale getirilmesi gerektiğinden, Hadrian Roma'ya dönmeden önce erteledi. Hadrian, eski koruyucusu Attianus'un Roma'da günlük görevleri yerine getirmesini emretti ve ikincisi, birkaç düşman senatör arasında bir komplo üreterek yeni İmparator'un güç tabanından emin oldu. Bu adamlar yargılanmadan idam edildiler ve Hadrian o sırada şehirde olmadığı için fikrin kendisine ait değil de Attianus'a ait olduğunu iddia edebildi.

Hadrian, askeri yönetiminde mükemmellik için bir ün kazandı, ancak bunun bir nedeni, saltanatının nispeten barışçıl olmasıydı, İkinci Roma-Yahudi Savaşı, iktidardaki yıllarının tek gerçekten büyük çatışmasıydı. Pragmatik bir imparator olduğunu kanıtladı ve 121'de Partlarla savaşmak yerine barış yapmayı tercih etti. Hadrian, selefi Trajan tarafından fethedilen Mezopotamya topraklarını uzun vadede savunmanın neredeyse imkansız olduğunu fark etti ve bu nedenle onları terk etmeye karar verdi.

Bunun yerine, Hadrian, İmparatorluğun daha fazla genişleme girişiminde bulunmak yerine, mevcut haliyle güçlendirilmesi gerektiğine inanıyordu, saltanatı herhangi bir önemli Roma genişlemesinin sonunu işaret ediyordu. Bu amaçla, İmparatorluğun sınırlarında müstahkem savunmalar inşa etmeye karar verdi. Bunların en bilineni, Roma kontrolünün kuzey sınırını belirleyen Hadrian Duvarı'nın – neredeyse üç yüzyıl boyunca önemini koruduğu Britanya'daydı. Bununla birlikte, Ren ve Tuna Nehirleri boyunca da önemli tahkimatlar vardı.

Sonraki Yıllar ve Ölüm

Hadrianus zamanında Roma'ya karşı en ciddi askeri meydan okuma, 130'larda ortalığı kasıp kavuran Yahudi isyanıydı. Hadrian ilk başta biraz merhamet göstererek altmış yıl önceki Birinci Roma-Yahudi Savaşı'ndan bu yana harabeye dönen Kudüs'ün yeniden inşa edilmesine izin verdi, ancak daha sonra daha sert önlemler alarak üstüne Jüpiter için bir tapınak inşa etti. Tapınağın. Bu, tüm bir Roma lejyonunun yok edilmesiyle sonuçlanmış olabilecek büyük çaplı bir ayaklanmayla sonuçlandı. İsyan, neredeyse dört yıl sonra nihayet bastırıldı ve bu süre zarfında yarım milyondan fazla Yahudi öldü. Hadrian, saltanatının geri kalanında Yahudilere zulmetmeye devam etti.

Yahudi isyanına karşı kazandığı son zaferden kısa bir süre sonra Hadrian'ın sağlığı bozulmaya başladı. 10 Temmuz 138'de Baiae'deki kır villasında 62 yaşında öldü. Çağdaş kaynakların verdiği tariflerden genellikle kalp yetmezliğinden öldüğü sanılmaktadır. Hadrian, villasının yakınına gömüldü, ancak kısa bir süre sonra kalıntıları, Domitian Bahçeleri'ne defnedilmek üzere Roma'ya götürüldü. Ölümünden bir yıl sonra, halefi İmparator Antoninus Pius, Hadrian'ı tanrı ilan etti ve onuruna bir tapınak adadı.


Hadrian Duvarı nedir?

Roma İmparatoru Hadrian'ın emriyle inşa edilen ve Büyük Britanya'da bulunan Hadrian Duvarı, üç yüzyıl boyunca Roma İmparatorluğu'nun kuzeybatı sınırını belirleyen bir savunma tahkimattı. Duvar 73 mil uzunluğundaydı ve günümüz kuzey İngiltere'sinde, doğuda Wallsend ile batıda Bowness-on-Solway arasında kıyıdan kıyıya uzanıyordu. İnşaat muhtemelen MS 122 civarında, Hadrian o zamanlar Britannia olarak bilinen Roma eyaletini ziyaret ettikten sonra başladı ve 2019'larda 15.000 kişilik bir ordunun bunu tamamlamak için en az altı yıl sürdüğü düşünülüyor. Bazı bölümleri çimden yapılmış olsa da, duvarın çoğu taştan yapılmıştır.

Duvar boyunca her Roma milinde (.91 modern mil eşdeğeri) mil kaleleri adı verilen küçük kaleler kuruldu ve her mil kalesinin arasına iki gözlem kulesi yerleştirildi. Ayrıca, duvarın uzunluğu boyunca askerlerin konuşlandığı bir düzineden fazla büyük kale vardı. Duvarın hemen güneyinde, paralel höyüklerle çevrili ve şimdi Vallum olarak anılan bir hendekten oluşan muazzam bir toprak işi oluşturuldu. Hadrian, 117'den 138'deki ölümüne kadar imparator olarak görev yaptı. Daha sonra, yeni imparator Antoninus Pius, günümüz İskoçya'sında Hadrian Duvarı'nın kuzeyine bir çim duvar dikti. Ancak, uzunluğu boyunca birkaç kalenin de bulunduğu sözde Antoninus Duvarı 160'lı yıllarda terk edilmiş ve Romalılar Hadrian Duvarı'nı yeniden işgal etmiştir. Duvar boyunca uzanan kaleler muhtemelen 5. yüzyılın başlarında Britanya'daki Roma egemenliğinin sonuna kadar işgal edilmişti.


Hadrianus

Hadrian (l. 78-138 CE) Roma imparatoruydu (MS 117-138) ve adil bir şekilde yöneten Beş İyi İmparatorun (Nerva, Trajan, Hadrian, Antoninus Pius ve Marcus Aurelius) üçüncüsü olarak kabul edilir. Saltanatı, genellikle c olarak verilen Roma İmparatorluğu'nun yüksekliğine işaret ediyordu. 117 CE ve halefi için sağlam bir temel sağladı.

Italica'da (modern İspanya) doğan Publius Aelius Hadrianus, Hadrian en çok edebi arayışları, Roma İmparatorluğu'ndaki önemli inşaat projeleri ve özellikle kuzey Britanya'daki Hadrian Duvarı ile tanınır. Ayrıca, genç adamın ölümünden sonra tanrılaştırdığı Bithynialı genç Antinous (MS 110-130) ile olan aşk ilişkisiyle de hatırlanır ve bu, erken dönemde Hıristiyanlığa rakip olan popüler Antinous kültüyle sonuçlanır.

Reklamcılık

Hadrian edebiyata, özellikle Yunan edebiyatına ve Mısır mistisizmi ve büyüsüne derinden ilgi duyuyordu. Roma imparatorlarının en kültürlüleri arasındaydı - en ünlü beşi arasında bile - kendi şiirlerini ve diğer eserlerini yazdı ve yaptırdığı inşaat projelerinin mümkün olduğunca çoğunu kişisel olarak denetlemekte ısrar etti. Onun saltanatı sırasında, Judaea'da Bar Kokhba İsyanı (MS 132-136) patlak verdi, bu da Hadrian'ın bizzat bastırdığı ve daha sonra bölgenin adını sildi, adını Suriye Palaestina olarak değiştirdi ve Yahudi nüfusunu bölgeden sürgün etti.

İsyan, MS 127'den beri sağlık sorunları yaşayan imparatora çok büyük zarar verdi ve sağlığı, c. 136 CE. Karısı Vibia Sabina (l. 83 - c. 137 CE), c'de öldü. 136/137 CE ve onu tanrılaştırdı, ancak Hadrian eşcinsel olduğu ve sık sık genç erkeklerle flört ettiği için onlarınki mutsuz bir evlilikti. Antoninus Pius'u (MS 138-161) halefi olarak evlat edindi ve MS 138'de büyük olasılıkla kalp krizinden öldü.

Reklamcılık

Erken dönem

Hadrian, memleketi Italica Hispania'da (günümüz Sevilla, İspanya) ya özel bir öğretmen tarafından ya da ebeveynleri gibi üst sınıf Romalıların oğulları için bir okul tarafından iyi eğitim gördü. Babası, Hadrian 10 yaşındayken ölen bir senatördü ve bu sırada Roma'da okula gönderildi ve Trajan c. 86 CE, ikincisinin yükselişinden önce. Trajan'ın karısı Plotina, genç Hadrian'a düşkündü ve onun edebi arayışlarını, özellikle de Yunan şiiri ve kültürüne olan ilgisini teşvik etti. Bilgin Anthony Everitt şunları söylüyor:

Birdenbire Yunanca olan her şeye aşık oldu. Babasının ölümünden kısa bir süre sonra, Yunan araştırmalarına o kadar hevesle daldı ki, kendisine lakap takılmıştı. Graeculus, “küçük Yunan çocuğu”. (15)

Hadrian'ın ömür boyu Yunanistan'a hayranlığı bu zamanda başladı ve onu saltanatı boyunca ülke ve kültürle ilişkilendirecekti. Günümüzde bile, Hadrianus sıklıkla yanlışlıkla bir Yunan ya da Yunan soyundan olarak tanımlanır.

Ücretsiz haftalık e-posta bültenimize kaydolun!

İlk askerlik görevini İmparator Nerva'nın (MS 96-98) döneminde tribün olarak yaptı ve Trajan'a Nerva'nın halefi olduğu haberini getirmek için seçildi. Nerva ölünce, Trajan tahta çıktı. İmparator Trajan (MS 98-117), eyalet kökenli ilk Roma hükümdarıydı. Daha sonraki biyografiler, hem Trajan hem de Hadrian'ın doğumunu Roma şehrine yerleştirmeye çalışacaklardı, ancak her ikisi de İspanyol etnik kökene sahipti ve bu ortaklık, bazıları tarafından Trajan'ın halefi olarak Hadrian'ı benimsemesinin nedeni olarak kabul edildi. Bununla birlikte, çoğu bilim adamı, Trajan'ın Hadrian'ı hiç isimlendirmediği için buna itiraz ediyor.

Trajan, MS 117'de Kilikya seferi sırasında, arka koruma komutanı Hadrian'la birlikte öldü ve bir halef atadığına inanılmıyor. Trajan'ın karısı Plotina, Trajan'ın Hadrian'ı seçtiğini iddia ederek veraset belgelerini imzaladı ve Hadrian'ın varis olarak evlat edinilmesinden imparatorun değil, kendisinin sorumlu olduğu düşünülüyor. Bununla birlikte, Trajan'ın Hadrian'a saygı duyduğu ve resmi olarak adını vermese bile onu halefi olarak gördüğü bilinmektedir. Hadrian'ın Trajan'a hizmeti, Roma imparatoru olmadan önce sahip olduğu çeşitli önemli pozisyonlar aracılığıyla iyi belgelenmiştir.

Reklamcılık

Bununla birlikte, aynı zamanda, iki adam arasındaki bazı anlaşmazlık, MS 100'de bir ara onları şansa bırakmış gibi görünüyor. Bununla ilgili hiçbir belge yoktur, ancak daha sonra Trajan, Hadrian'ı rütbe olarak yükseltmeyi reddetti ve aslında Hadrian'a verilen pozisyonlar onu Trajan'ın yakın çevresinden uzaklaştırdı. Her iki adam da eşcinsel olduğundan ve Trajan kendini bir dizi favori genç erkekle çevrelediği için, Hadrian'ın bunlardan birini Sabina ile evlendiği sıralarda baştan çıkarmış veya baştan çıkarmaya çalışmış ve kendi arasında bir sürtüşmeye neden olmuş olabileceği öne sürülmüştür. ve Trajan, ama bu bir spekülasyon.

Etki alanına girdiği andan itibaren Hadrian'ın ilerlemesinin arkasındaki ana güç, Trajan değil Plotina idi. Plotina ve Salonia Matidia (Trajan'ın Hadrian'a düşkün olan yeğeni), Matidia'nın kızı Vibia Sabina ile evlenmesi için baskı yaptı ve Matidia'nın da onu imparator yapmada parmağı olabilir. Kocadan çok daha iyi bir hükümdar olurdu. Sabina, evliliği başından beri hiç benimsememiş gibi görünüyor ve Hadrian, erkeklerin arkadaşlığını tercih etti. Evliliği herhangi bir düzeyde başarı olarak kabul edilemese de, saltanatı muhteşemdi.

İmparator olarak Hadrian

Hadrian'ın birliklerle yakın ilişkisi, anında ordunun desteğini aldığı anlamına geliyordu ve Roma Senatosu onun halefini sorgulamak istese bile yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Hadrian, Roma halkının çoğunluğu tarafından benimsendi ve görev yaptığı süre boyunca büyük beğeni topladı. İmparator olarak popülaritesi, saltanatının büyük bir bölümünde Roma'da bulunmamasına rağmen, erken biyografilerinde bunun için hiçbir azarlama veya eleştiri işaretinin görünmemesi gerçeğiyle doğrulanır. Nero (MS 54-68) gibi daha eski Roma hükümdarları, şehirden çok daha az zaman harcadıkları için sert bir şekilde eleştirildi. Profesör D. Brendan Nagle şöyle yazıyor:

Reklamcılık

[Hadrian] saltanatının çoğunu (yirmi bir yılın on ikisinde) İmparatorluğun her yerini gezerek, eyaletleri ziyaret ederek, idareyi denetleyerek ve ordunun disiplinini kontrol ederek geçirdi. Devletin tüm yönleriyle ve adaletin yönetimiyle ilgilenen parlak bir yöneticiydi. (278)

Roma ordusuna olan bağlılığı, sıradan askerler arasında uyur ve yemek yerdi ve saltanatı görece barış tarafından işaretlenmiş olsa da, genellikle askeri kıyafetler içinde tasvir edilir. İmparatorluğun istikrarı ve artan refahı, Hadrian'a Roma'dan sipariş ettiği projeleri ilk elden incelediği eyaletlere seyahat etme lüksünü verdi.

Hadrian'ın bina projeleri belki de onun en kalıcı mirasıdır. Bir isyan bastırıldıktan kısa bir süre sonra 122 CE'de Britanya'yı ziyaret etti ve kuzey Piktler tarafından kolayca işgal edilmesini önlemek için uzun, savunma amaçlı bir duvar inşa edilmesini emretti bu yapı günümüz İngiltere'sindeki ünlü Hadrian Duvarı'dır. Balkan Yarımadası, Mısır, Küçük Asya, Kuzey Afrika ve Yunanistan'da şehirler kurdu, anıtlar dikti, yolları iyileştirdi ve eyaletlerin altyapısını güçlendirdi. Yunanistan'ı en az iki kez ziyaret etti ve Eleusis Gizemlerinde inisiye oldu. 131/132 CE'de Atina vatandaşları tarafından inşa edilen Hadrian Takı, şehrin kurucusu olarak Hadrian'ı onurlandırıyor. Kemer üzerindeki yazıtlar Theseus'u (geleneksel kurucu) adlandırır, ancak Hadrianus'un büyük Zeus Tapınağı gibi Atina'ya yaptığı önemli katkılardan dolayı Hadrian'ı ekler.

Roma'da, Pantheon'u (yangın tarafından tahrip edilmişti) ve Trajan Forumu'nu yeniden inşa etti ve diğer binaların, Roma hamamlarının ve villaların inşaatını finanse etti. Bu yapıların birçoğu yüzyıllarca, bazıları MS 19. yüzyıla kadar bozulmadan hayatta kaldı ve hala mükemmel bir şekilde korunmuş olan Pantheon, günümüzde ziyaret edilebilir. Hadrian mimariye büyük ilgi duyuyordu ve bilim adamları artık onun herhangi bir projede baş mimar olduğuna inanmıyor olsa da, mimarlara fikirler ve hatta planlar katmış görünüyor.

Reklamcılık

Hadrian'ın duvarı

Tüm önemli anıtları ve binaları arasında kuzey Britanya'daki Hadrian Duvarı en ünlüsüdür. Antik çağda Vallum Hadriani olarak bilinen duvarın yapımına MS 122 civarında başlanmış ve Hadrian'ın eyaleti ziyaretine denk gelmiştir. Bu, Britanya'daki Roma İmparatorluğu'nun kuzey sınırını oluşturuyordu, ancak projenin uzunluğu ve genişliği (kıyıdan kıyıya uzanıyordu), duvarın daha önemli amacının Roma'nın gücünün bir gösterisi olduğunu gösteriyor. Duvar orijinal olarak 9,7 fit (3 m) genişliğinde ve Irthing Nehri'nin doğusunda 16-20 fit (yaklaşık 6 m) yüksekliğindeydi, tümü taştan inşa edilmişti ve 20 fit (6 m) genişliğinde ve 11 fit (3,5 m) yüksekliğindeydi. nehrin batısında, taş ve çimden yapılmış, engebeli arazide 73 mil (120 km) uzanan.

Roma Britanyası'nda konuşlanmış lejyonlar tarafından altı yılda inşa edildi. Duvarın uzunluğu boyunca 14-17 arasında sur ve duvara paralel uzanan bir vallum (amaca toprak işlerinden inşa edilmiş bir hendek) vardı. Vallum, 20 fit (6 m) genişliğinde ve 10 fit (3 m) derinliğinde ölçüldü, iki yanında sıkıca paketlenmiş büyük toprak yığınları vardı. Hadrian'ın dış politikası 'güç yoluyla barış' olduğu için, aslen sıvalı ve badanalı olan duvarın Roma İmparatorluğu'nun gücünü açıkça temsil ettiği düşünülmektedir.

Antinous

Britannia ziyaretinin ardından, Hadrian Küçük Asya'ya gitti ve kentin bir depremde hasar görmesi üzerine finanse ettiği Nicomedia'nın restorasyonunu incelemek için Bithynia bölgesine gitti. Sonraki yedi yıl boyunca neredeyse sürekli yoldaşı olan genç Antinous ile MS 123'te ya Nicomedia'da ya da Claudiopolis yakınlarında tanıştı. Antinous o sırada muhtemelen 13-15 yaşındaydı, ancak yaşlı erkekler ve genç erkekler arasındaki aynı cinsiyetten ilişkiler, her iki taraf da rıza gösterdiği sürece Roma kültüründe kabul edilebilirdi. Bu aşk ilişkilerinden bazıları kısa 'kaçışlar'dı, ancak Hadrian ve Antinous'unki gibi diğerleri ciddi, kararlı ilişkilerdi.

Hadrian, Antinous'un Roma'da, genç erkekleri sarayda yaşamaları için eğiten prestijli bir yatılı okula gönderilmesini ayarladı ve daha sonra, 125-130 CE arasında, genç adam Hadrian'ın sevgilisiydi, onunla Roma dışındaki villasında yaşıyor ve onunla seyahat ediyordu. illere. Aralarındaki ilişki, yaşlı bir adamın ahlaki ve entelektüel gelişim ve sosyal ilerlemede daha genç bir adama yardım edeceği Yunanlılarınki üzerine şekillendi. Everitt'in yorumları:

[Hadrian] Bithynialı oğlunu pekâlâ bir oyuncak olarak görebilirdi - Hadrian'ın her türlü lüksün ve ahlaksızlığın satıcısı olarak ünlenmesiyle, Antinous uzun bir fetihler zincirinde sadece bir başkasıydı...[Fakat] bu en Helenik imparator kendini bir siler (sevgilisi) onun gibi Antinous ile eromenos (Sevilen). Kurallara uysaydı, çocuğa saygıyla davranır, ona kur yapar ve ona tekliflerini kabul edip etmeme konusunda seçim hakkı verirdi. Hadrian'a bahşedilen herhangi bir "iyilik", Antinous'un bir yetişkin olduğunda ahlaki gelişimine ciddi bir bağlılıkla eşleşirdi. (243)

Bu tam olarak Hadrian'ın izlediği yol gibi görünüyor. Çift, MS 127-130 yılları arasında birlikte seyahat etti ve MS 130 yılının Ekim ayında Osiris Festivalini kutlamak için Mısır'a zamanında geldi. Ayın sonuna doğru, festivalden hemen önce, Antinous Nil Nehri'nde boğuldu. Hadrian bunu bir kaza olarak bildirdi, ancak Cassius Dio (MS 155 - c. 235 CE) ve Aurelius Victor (MS 320 - c. 390 CE) gibi tarihçiler, Antinous'un Hadrian'ı bir hastalıktan (tam olarak) iyileştirmek için bir ritüelde kendini feda ettiğini iddia ediyor. bilinmeyen) son birkaç yıldır acı çekiyordu. Bu iddia, Hadrian'ın en sevdiği gözdesi olan Antinous'a, şüphesiz onu nehirden kurtaracak hizmetçilerin eşlik edeceği ve dahası, çiftin Antinous'un ölümünden hemen önce Heliopolis'e gittikleri bir gezi ile katıldıkları gözlemiyle güçlenir. mistik ayinler konusunda bir rahiple görüştü. Hadrian'ın sağlığı daha sonra düzelmiş gibi görünüyor, ancak sevgilisini ve en iyi arkadaşını kaybetmenin acısı çok büyüktü.

Hadrian, Antinous'u hemen tanrılaştırdı. Bu emsalsizdi, çünkü genellikle bir imparator öneriyi onaylayacak olan Senato'ya sunardı. Boğulduğu Nil kıyısında Antinous'un onuruna Antinopolis kentinin inşa edilmesini emretti ve çok hızlı bir şekilde gençlerin etrafında taşralara hızla yayılan bir kült büyüdü. Antinous, bir zamanlar insan olduğu için dualara diğer tanrılardan daha hızlı yanıt verdiği düşünülen, ölen ve dirilen bir tanrı figürü oldu. Şifa ve şefkat tanrısı olarak anlaşıldı ve yandaşları imparatorluk boyunca tapınaklarda ve türbelerde onun heykellerini dikti. Bir zamanlar 2000'den fazla Antinous heykeli olduğu tahmin ediliyor ve bunların 115'i kurtarıldı. Antinous kültü o kadar popüler oldu ki, 200 yıldan fazla bir süre sonra, yeni Hıristiyanlık dinine ve köklü İsis kültüne rakip oldu.

Kudüs ve İsyan

Hadrian elinden geldiğince kederiyle ilgilendi ve eyaletleri gezme işine devam etti. Bilgili ve kültürlü bir adam olmasına rağmen, kişisel veya profesyonel olarak başkalarıyla barışçıl ilişkiler politikasına her zaman bağlı değildi. Kendisiyle aynı fikirde olmadığı saray alimlerine karşı sık sık öfkesini yitirdiği ve bir keresinde öfkeyle ona kalem fırlattığında bir hizmetçinin bir gözünü yanlışlıkla kör ettiği biliniyordu. Kudüs'te, Yahudiler bir tapınak inşasına karşı isyan ettiğinde, Hadrian büyük ve trajik bir ölçekte öfkesine tam dizgini verecekti.

MS 132'de Hadrian, MS 66-73'teki Birinci Roma-Yahudi Savaşı'ndan kalma harap durumda olan Kudüs'ü ziyaret etti. Kenti kendi planlarına göre yeniden inşa etti ve adını Aelia Capitolina Jupiter Capitolinus ve Roma tanrılarının kralı olarak değiştirdi. Süleyman Tapınağı'nın (Yahudiler tarafından kutsal kabul edilen İkinci Tapınak) harabeleri üzerine Jüpiter'e bir tapınak inşa ettiğinde, halk Simon bar Kochba'nın (Şimon Bar-Cochba, Bar Kokhbah olarak da bilinir) önderliğinde ayağa kalktı. Ben-Cozba, Cosiba veya Coziba) Bar-Kochba İsyanı olarak bilinen olayda.

Bu seferdeki Roma kayıpları çok büyüktü ama Yahudi kayıpları daha az önemli değildi. İsyan bastırıldığında, 580.000 Yahudi öldürüldü ve 1000'den fazla kasaba ve köy yıkıldı. Hadrian daha sonra kalan Yahudileri bölgeden sürdü ve Yahudi halkının geleneksel düşmanları olan Filistliler'den sonra Suriye Palaestina adını aldı. Tevrat'ın alenen yakılmasını emretti, Yahudi alimleri idam etti ve Yahudiliğin uygulanmasını ve uygulanmasını yasakladı.

Ölüm ve Halef

Hadrian'ın Bar-Kochba İsyanı'nı ele alış biçimi, aksi takdirde takdire şayan saltanatındaki tek karanlık lekedir, ancak seçimlerini isyanları ele alırken geleneksel Roma politikasına dayanarak yaptı: sert bir tepki ve ardından restorasyon. Yanıtını, herhangi birinin tapınağıyla veya diğer kararlarıyla ilgili bir sorunu olacağına dair kişisel öfkeden olabildiğince uzağa almış olabilir.

Sağlığı bozulan Hadrian, Roma'ya döndü ve şiir yazmakla ve idari işlerle ilgilenmekle meşgul oldu. Antoninus'un genç Marcus Aurelius'u (MS 161-180) kendisininki gibi evlat edinmesi şartıyla Antoninus Pius'u halefi olarak atadı. Aurelius, babası Hadrian'ın evlatlık oğlu olan Lucius Verus (m.S. 161-169) ile birlikte yönetecekti. Hadrian, MS 138'de, muhtemelen kalp krizinden 62 yaşında öldü.

İlk olarak Puteoli'de, hitabetçi Cicero'nun eski mülkünün arazisine gömüldü (Hadrian'ın öğrenme sevgisine saygı olarak), ancak Antoninus Pius ertesi yıl Roma'daki büyük Hadrian Mezarı'nı tamamladığında, cesedi yakıldı ve külleri, karısı ve Lucius Verus'un babası olan evlatlık oğlu Lucius Aelius Caesar'ın külleriyle birlikte oraya defnedildi. Antoninus Pius, Hadrianus'u tanrılaştırdı ve onuruna tapınaklar inşa ettirdi. Tarihçi Edward Gibbon, saltanatının mirasıyla ilgili olarak şunları söylüyor:

[Hadrian'ın yönetimi] dünya tarihinde insan ırkının durumunun en mutlu ve müreffeh olduğu dönemdi… Roma İmparatorluğu'nun geniş bir alanı erdem ve bilgeliğin rehberliğinde mutlak güç tarafından yönetiliyordu. (61)

Hadrian'ın saltanatı genellikle Gibbon'un tahminine uygun olarak kabul edilir. Antik Roma'nın Beş İyi İmparatoru arasında bile istisnai bir devlet adamı olarak öne çıkıyor. Beş İyi İmparatorun sonuncusu olan Aurelius, Hadrian'ın bildiğinden çok daha sıkıntılı zamanlarda hüküm sürecekti ve oğlu Commodus (MS 176-1992), düzensiz saltanatı ve suikastı siyasi ve sosyal rahatsızlıklara yol açan gayri resmi bir diktatör oldu. ki bu, Hadrian'ın altında asla hayal bile edilemezdi.


Hadrian Hakkında İlginç Gerçekler

► Hadrian, MS 24 Ocak 76'da, muhtemelen Italica veya Roma'da doğdu. İtalyan kökenli köklü bir aileden geliyordu, ancak İspanya'da yaşamıştı. Biyografi Augustan History, Roma'da doğduğundan bahseder, ancak uzmanlar bunun onu Roma'nın yerlisi gibi göstermek için bir komplo olabileceğine inanıyor. MS 117'den MS 138'e kadar Roma İmparatoru idi.

► Annesi Domitia Paulina, o zamanın en zengin şehirlerinden biri olan Cadiz'dendi. Babası Publius Aelius Hadrianus Afer, praetorian rütbeli bir senatördü. Tek kardeşi, ablası Aelia Domitia Paulina, Üçlü Konsolos Lucius Julius Ursus Servianus ile evliydi.

► MS 86'da babası vefat edince Hadrian'ın babasının kuzeni olan İmparator Trajan'ın ve daha sonra praetorian vali olan Caelius Attianus'un vesayeti altına alındı. Trajan ve karısı Pompeia Plotina'nın çocukları yoktu, bu nedenle Hadrian'a çok yakındı. Plotina'nın, imparator olduğunda Hadrian'a tavsiyelerde bulunduğuna inanılıyor.

► Çeşitli okullarda okumuş ve Yunan edebiyatını o kadar çok sevmişti ki, kendisine ‘Yunanlı’ anlamına gelen Graeculus lakabı takılmıştı. 14 yaşında Italica'ya geri döndü ya da bir iddiaya göre 14 yaşına kadar Italica'daydı. Italica'dan ayrıldıktan sonra bir daha geri dönmedi, ancak yer daha sonra onuruna Colonia unvanını aldı.

► Trajan, Hadrian'ı askere almaya çalıştı, ancak Hadrian, kolay bir hayatı tercih ettiği ve avlanmayı sevdiği için askeri kariyeri şiddetle azarladı. Başlangıçta Legio II Adiutrix'te, daha sonra Almanya'da Tribün olarak görev yaptı. MS 98'de Nerva vefat ettiğinde Hadrian, Trajan'a ölümünü bildirmek için geri döndü. Daha sonra Yukarı Pannonia'da bir lejyonun elçisi ve daha sonra aynı ilin Valisi olarak ilan edildi.

► 100 yılında, Polina örneğinde Hadrian, Trajan'ın kendisinden on yaş küçük olan torunu Vibia Sabina ile evlendi. Sendika, ölümüne kadar sürmesine rağmen mutlu değildi.

► Evliliği ve Plotina'nın rehberliği ve ayrıca kendi yetenekleri nedeniyle MS 101'de quaestor, MS 105'te Halkın Tribünü, 106'da praetor gibi çeşitli görevlere atandı. Daçyalılara karşı savaşa katılmış ve daha sonra MS 113-17'deki Part seferine Legatus olarak atanmıştı. Hadrian, Suriye Valiliği görevini bile üstlendi.

Villa Adriana

► MS 117'de Trajan, Part seferinden dönerken ciddi şekilde hastalandı. Selinus'ta 8 Ağustos'ta son nefesini verirken Hadrian'ı halefi olarak kabul etti. Ancak kaynaklar, belgelerin imzalandığı sırada Trajan'ın çoktan öldüğünü ve Plotina'nın evlat edinmeyi onaylamak için belgeleri imzaladığını belirtiyor.

► MS 11 Ağustos 117'de Hadrianus Augustus olarak tahta çıktı, Roma'nın 14. İmparatoru oldu. 118-121 CE, Tivoli'deki villasının yapım dönemine damgasını vurdu. Krallığının genişlemesine inanmıyordu, zaten büyük olan topraklara bakmak yerine. Trajan'ın planını tersine çevirerek Ermenistan, Mezopotamya ve Asur'dan çekildi. Parthia ve aşağı Tuna'da değişiklik yaptı. MS 118'de dört konsülün infazı nedeniyle ortaya çıkan durumla ilgilenmek için Roma'ya geri döndü.

► Başarısını büyük ölçüde Polita'ya ve diğer insanlara borçluydu. Polita'nın rehberliği sayesinde insanların kalbini kazanabilir ve orduyu düzgün bir şekilde eğitebilirdi. Hatta ordusu gibi sade giyindiği, onlarla aynı yemeği yediği, aynı ucuz şarabı içtiği biliniyordu. Bu onu halk arasında daha popüler hale getirdi.

► Hadrian, mimarisine de hiç itibar etmemiş, kendi fikri olsa bile, geri adım atmış ve başkalarının övgüsüne izin vermiştir. Şiir yazmayı ve okumayı severdi. Diğer hükümdarların beş asır aldığı Atina'daki Zeus Tapınağı'nın bitirilmesine bile yardım etti, ama yine de bitiremedi.

► Diğer imparatorlardan farklı olarak, Hadrian, şehirdeki değişiklikleri ve gelişmeleri sipariş etmek için İmparatorluğunu gezdi ve hatta küçük köyleri ziyaret etti. Maliye, idare gibi konuları gündeme getirmiş, birçok kanunu değiştirmiştir.

Panteon, Roma

► Roma'ya döndüğünde, Agrippa tarafından inşa edilen ancak MS 80'de bir yangın nedeniyle yok olan Pantheon'u yeniden inşa etti. Bugün hala ayaktadır ve Roma'daki en iyi korunmuş antik yapılardan biri olarak kabul edilir.

► Hadrian'ın ilk gezisi MS 121'de başlayıp MS 125'e kadar sürdü, bu süre zarfında Dacia, Yunanistan, Asya, Tarraconis, Kapadokya, Gallatia, Bithynia, Pannonia, Mesia, Galya, Almanya gibi çeşitli yerleri ziyaret etti, Noricum, İngiltere

► Hadrian'ın duvarının inşasına MS 122'de, bugünkü Kuzey İngiltere'de başlandı. Barbarlara karşı koruyucu bir bariyer görevi gördü. Aynı zamanda bölgesel bir sınır olarak da hizmet edildi. Her mili kaplayan 23 büyük kale vardı, duvarın 20 metre yüksekliğinde ve 8 ila 10 fit kalınlığında olduğuna inanılıyordu. Tamamen 128 CE tarafından inşa edilmiştir.

► MS 128'de başlayıp MS 134'e kadar süren ikinci gezisinde Mısır, Arabistan, Suriye, Yunanistan, Anadolu ve Yahudiye'yi ziyaret etti. İlk ziyaretinde başladığı binaların inşaatını bitirdi.

Hadrian Kemeri

► MS 129 ve 130'da Jerash vatandaşları (o zamanlar Gerasa olarak biliniyordu) şehre yaptığı ziyarette onu onurlandırmak için Hadrian Kemeri'ni inşa ettiler. Yunanistan'dayken Antinous adında çok yakışıklı bir gençle tanışır ve ona derinden aşık olur. Aslında, Hadrian ona sırılsıklam aşıktı ve onu yoldaşı olarak benimsedi. İkisi birlikte her yere seyahat ettiler, ama kaderin onlar için başka planları vardı.

► Kaynaklar, ilişkilerinin çoğunlukla cinsel içerikli olduğunu belirtiyor. 130 CE'de, Antinous Mısır'a yaptıkları yolculukta gizemli bir şekilde Nil nehrinde boğuldu. Bu olayla ilgili teoriler var, bazı tarihçiler Hadrian için kendini feda ettiğini belirtiyor. Yorumlar ne olursa olsun, Hadrian bu kazadan sonra derin bir depresyona girdi. Hadrian anısına Mısır'ın Antinopolis kentini kurdu, hatta Antinous'u bir tanrı olarak tapınılmak üzere tanrılaştırdı.

► MS 130'da Hadrian, Kudüs'ü harabe halinde görünce, tüm şehri yeniden inşa etmeye karar verdi ve adını Aelia Capitolina Jupiter Capitolinus koydu. Süleyman Tapınağı'nın (Yahudiler için kutsal) kalıntıları üzerine Jüpiter'i onurlandırmak için bir tapınak yaptırdı. Bu yapı nedeniyle birçok Yahudi öfkelendi ve Bar Kokhbah's İsyanı olarak bilinen Hadrian'a isyan ettiler.

► Bu isyan MS 132'de Avrupa'ya dönüş yolunda başladı ve savaşın icabına bakmakla görevlendirildi. Savaş sona erdiğinde, yaklaşık 5,80,000 Yahudi öldürüldü. Savaştan öfkelenen Hadrian, Yahudilerin geri kalanının şehre girmesini yasakladı ve adını Suriye Filistin olarak değiştirdi. Hatta kutsal Tevrat'ın alenen yakılmasını emretti ve Yahudiliğin uygulanmasını yasakladı.

► Hadrian MS 136'da sağlıksız bir şekilde Roma'ya döndü, 60 yaşına girmişti. Sağlığı hızla bozuluyordu ve halefi olarak atanan Lucius Aelius Caesar'ı evlat edindi, ancak MS 1 Ocak 138'de vefat etti.

► Hadrian, ölümünden sonra, Antoninus Pius olarak da bilinen Titus Aurelius Fulvus Boionius Arrius Antoninus'u, Merhum Lucius Aelius Caesar'ın oğlu Lucius Ceionius Commodus ve Marcus Annius Verus'u (güçlü bir senatörün torunu) evlat edinmesi şartıyla evlat edindi.

Hadrian Tapınağı, Efes Türkiye

► Son günlerinde şiire ve yazıya dalmıştı. Hadrian, konu edebiyata geldiğinde dahiydi. 62 yaşındaki Hadrian, 10 Temmuz 138 CE'de öldü. Tarihçiler onun kalp krizi sonucu öldüğüne inanıyor. Efes'te, günümüz Türkiye'sinde kendisine adanmış bir tapınak inşa edildi.

Castel Sant’Angelo, Roma, İtalya

► Önce Baiae yakınlarındaki Puteoli'ye gömüldü, daha sonra kalıntıları Domitia Bahçeleri'ne nakledildi. Artık Castel Sant'Angelo olarak ünlü olan Hadrian Mezarı (Roma) tamamlandığında yakıldı ve külleri karısı ve evlatlık oğluyla bütünleştirildi.

► Historia Augusta'ya göre Hadrian, ölmeden kısa bir süre önce bir şiir yazmıştır:

Animula, vagula, blandula
Hospes comesque corporis
Quae nunc abibis in loca
Pallidula, rigida, nudula,
Nec, ut soles, dabis iocos..

Translation:
Roving amiable little soul,
Body’s companion and guest,
Now descending for parts
Colorless, unbending, and bare
Your usual distractions no more shall be there…

Many books have been written about the humanist Roman Emperor Hadrian. Anthony Birley, who wrote Hadrian: The Restless Emperor, and Mary Taliaferro Boatwright who wrote the book Hadrian and the Cities of the Roman Empire give us a detailed account of the emperor’s life. He played a very important role in developing the foreign policies of his reign. He abolished many laws pertaining to debts, and that’s how he won people’s heart in his empire.


Hadrian

Publius Aelius Hadrianus was born on 24 January AD 76, probably at Rome, though his family lived in Italica in Baetica. Having originally come from Picenum in north-eastern when this part of Spain was opened up to Roman settlement, Hadrian’s family had lived in Italica for some three centuries. With Trajan also coming from Italica, and Hadrian’s father, Publius Aelius Hadrianus Afer, being his cousin, Hadrian’s obscure provincial family now found itself possessing impressive connections.

In AD 86 Hadrian’s father died in AD 86 and he, at the age of 10, became joint ward of Acilius Attianus, a Roman equestrian, and of Trajan. Trajan’s initial attempt to create a military career for the 15 year old Hadrian was frustrated by Hadrian’s liking the easy life. He preferred going hunting and enjoying other civilian luxuries.

And so Hadrian’s service as a military tribune stationed in Upper Germany ended with little distinction as Trajan angrily called him to Rome in order to keep a close eye on him.

Next the so far disappointing young Hadrian was set on a new career path. This time – though still very young – as a judge in an inheritance court in Rome.

And alas he shortly afterwards succeeded as a military officer in the Second Legion ‘Adiutrix’ and then in the Fifth Legion ‘Macedonia’ on the Danube.

In Ad 97 when Trajan, based in Upper Germany was adopted by Nerva, it was Hadrian who was sent form his base to carry the congratulations of his legion to the new imperial heir.

But in AD 98 Hadrian seized the great opportunity of Nerva’s to carry the news to Trajan. Uttely determined to be the first to carry this news to the new emperor he raced to Germany. With others also seeking to be the bearers of the good news to a no doubt grateful emperor it was quite a race, with many an obstacle being purposely placed in Hadrian’s way. But he succeeded, even traveling the last stages of his journey on foot. Trajan’s gratitude was assured and Hadrian indeed became a very close friend of the new emperor.

In AD 100 Hadrian married Vibia Sabina, the daughter of Trajan’s niece Matidia Augusta, after having accompanied the new emperor to Rome.
Soon after followed the first Dacian war, during which time Hadrian served as quaestor and staff officer.

With the second Dacian war following soon after the first, Hadrian was given command of the First Legion ‘Minervia’, and once he returned to Rome he made praetor in AD 106. A year thereafter he was governor of Lower Pannonia and then consul in AD 108.

When Trajan embarked on his Parthian campaign in AD 114, Hadrian once more held a key position, this time as governor of the important military province of Syria.

There is no doubt that Hadrian was of high status during Trajan’s reign, and yet there were no immediate signs that he was intended as the imperial heir.

The details of Hadrian’s succession are indeed mysterious. Trajan might well have decided on his deathbed to make Hadrian his heir.

But the sequence of events does indeed seem suspicious. Trajan died the 8 August AD 117, on the 9th it was announced at Antioch that he had adopted Hadrian. But only by the 11th was it made public that Trajan was dead.

According to the historian Dio Cassius, Hadrian’s accession was solely due to the actions of empress Plotina, kept Trajan’s death a secret for several days. In this time she sent letters to the senate declaring Hadrian’s the new heir. These letter however carried her own signature, not that of emperor Trajan, probably using the excuse that the emperor’s illness made him to feeble to write.

Yet another rumor asserted that someone had been sneaked into Trajan’s chamber by the empress, in order to impersonate his voice. Once Hadrian’s accession was secure, and only then, did empress Plotina announce Trajan’s death.

Hadrian, already in the east as governor of Syria at the time, was present at Trajan’s cremation at Seleucia (the ashes were thereafter shipped back to Rome). Though now he was there as emperor.

Right from the start Hadrian made it clear that he was his own man. One of his very first decisions was the abandonment of the eastern territories which Trajan had just conquered during his last campaign. Had Augustus a century before spelled out that his successors should keep the empire within the natural boundaries of the rivers Rhine, Danube and Euphrates, then Trajan had broken that rule and had crossed the Euphrates.

On Hadrian’s order once pulled back to behind the Euphrates again.
Such withdrawal, the surrender territory for which the Roman army had just paid in blood, will hardly have been popular.

Hadrian did not travel directly back to Rome, but first set out for the Lower Danube to deal with trouble with the Sarmatians at the border. While he was there he also confirmed Trajan’s annexation of Dacia. The memory of Trajan, the Dacian gold mines and the army’s misgivings about withdrawing from conquered lands clearly convinced Hadrian that it might not be wise always to withdraw behind the natural boundaries advised by Augustus.

If Hadrian set out to rule as honorably as his beloved predecessor, then he got off to a bad start. He had not arrived in Rome yet and four respected senators, all ex-consuls, were dead. Men of the highest standing in Roman society, all had been killed for plotting against Hadrian. Many however saw these executions as a way by which Hadrian was removing any possible pretenders to his throne. All four had been friends of Trajan. Lusius Quietus had been a military commander and Gaius Nigrinus had been a very wealthy and influential politician in fact so influential he had been thought a possible successor to Trajan.

But what makes the ‘affair of the four consulars’ especially unsavory is that Hadrian refused to take any responsibility for this matter. Might other emperors have gritted their teeth and announced that a ruler needed to act ruthlessly in order to grant the empire a stable, unshakable government, then Hadrian denied everything.

He even went as far as swearing a public oath that he was not responsible. More so he said that it had been the senate who had ordered the executions (which is technically true), before placing the blame firmly on Attianus, the praetorian prefect (and his former join-guardian with Trajan).
However, if Attianus had done anything wrong in the eyes of Hadrian, it is hard to understand why the emperor would have made him consul thereafter.

Despite such an odious start to his reign, Hadrian quickly proved to be a highly capable ruler. Army discipline was tightened and the border defenses were strengthened. Trajan’s welfare programme for the poor, the alimenta, was further expanded. Most of all though, Hadrian should become known for his efforts to visit the imperial territories personally, where he could inspect provincial government himself.

These far-ranging journeys would begin with a visit to Gaul in AD 121 and would end ten years later on his return to Rome in AD 133-134. No other emperor would ever see this much of his empire. From as far west as Spain to as far east as the province of Pontus in modern day Turkey, from as far north as Britain to as far south as the Sahara desert in Libya, Hadrian saw it all. Though this was not mere sight-seeing.

Far more Hadrian sought to gather first-hand information about the various problem the provinces faced. His secretaries compiled entire books of such information. Perhaps the most famous result of Hadrian’s conclusions when seeing for himself the problems faced by the territories, was his order to construct the great barrier which still today runs across northern England, Hadrian’s Wall, which once shielded the British Roman province from the wild northern barbarians of the isle.

Since a very young age Hadrian had held a fascination for Greek learning and sophistication. So much so, he was dubbed the ‘Greekling’ by his contemporaries. Once he became emperor his tastes for all things Greek should became a trademark of his. He visited Athens, still the great centre of learning, no fewer than three times during his reign. And his grand building programmes did not limit itself to Rome with a few grand buildings in other cities, but also Athens benefited extensively from its great imperial patron.

Yet even this great love of art should become sullied by Hadrian’s darker side. Had he invited Trajan’s architect Apollodorus of Damascus (the designer of Trajan’s Forum) to comment on his own design for a temple, he then turned on him, once the architect showed himself little impressed. Apollodorus was first banished and later executed. Had great emperors shown themselves able to handle criticism and listen to advice, then Hadrian who at times patently was unable, or unwilling, to do so.

Hadrian appears to have been a man of mixed sexual interests. The Historia Augusta criticizes both his liking of good looking young men as well as his adulteries with married women.

If his relations with his wife was anything but close, then the rumour that he tried to poson her might suggest that it was even much worse than that.

When it comes to Hadrian’s apparent homosexuality, then the accounts remain vague and unclear. Most of the attention centres on the young Antinous, whom Hadrian grew very fond of. Statues of Antinous have survived, showing that imperial patronage of this youth extended to having sculptures made of him. In AD 130 Antinous accompanied Hadrian to Egypt. It was on a trip on the Nile when Antinous met with an early and somewhat mysterious death. Officially, he fell from the boat and drowned. But a perisistent rumour spoke of Antinous having been a sacrifice in some bizarre eastern ritual.

The reasons for the young man’s death might not be clear, but was is known is that Hadrian grieved deeply for Antinous. He even founded a city along the banks of the Nile where Antinous had drowned, Antinoopolis. Touching as this might have seemed to some, it was an act deemed unbefitting an emperor and drew much ridicule.

If the founding of Antinoopolis had caused some eyebrows to be raised then Hadrian’s attempts to re-found Jerusalem were little more than disastrous.

Had Jerusalem been destroyed by Titus in AD 71 then it had never been rebuilt since. At least not officially. And so, Hadrian, seeking to make a great historical gesture, sought to build a new city there, to be called Aelia Capitolina. Hadrian planning a grand imperial Roman city, it was to boast a grand temple to Juliter Capitolinus on the temple mount.

The Jews, however, were hardly to stand by and watch in silence while the emperor desecrated their holiest place, the ancient site of the Temple of Solomon. And so, with Simeon Bar-Kochba as its leader, an embittered Jewish revolt arose in AD 132. Only by the end of AD 135 was the situation back under control, with over half a million Jews having lost their lives in the the fighting.

This might have been Hadrian’s only war, and yet it was a war for which only really one man could be blamed – emperor Hadrian. Though it must be added that the troubles surrounding the Jewish insurrection and its brutal crushing were unusual in Hadrian’s reign. His government was, but for this occasion, moderate and careful.

Hadrian showed a great interest in law and appointed a famous African jurist, Lucius Salvius Julianus, to create a definitive revision of the edicts which had been pronounced every year by the Roman praetors for centuries.

This collection of laws was a milestone in Roman law and provided the poor with at least a chance of gaining some limited knowledge of the legal safeguards to which they were entitled.

In AD 136 Hadrian, whose health began to fail, sought an heir before he would die, leaving the empire without a leader. He was 60 years old now. Perhaps he feared that, being without an heir might make him vulnerable to a challenge to the throne as he grew more frail. Or he simply sought to secure a peaceful transition for the empire. Whichever version is true, Hadrian adopted Lucius Ceionius Commodus as his successor.

Once more the more menacing side of Hadrian showed as he order the suicide of those he suspected opposed to Commodus’ accession, most notably the distinguished senator and Hadrian’s brother-in-law Lucius Julius Ursus Servianus.

Though the chosen heir, though only in his thirties, suffered from bad health and so Commodus was already dead by 1 January AD 138.

A month after Commodus’ death, Hadrian adopted Antoninus Pius, a highly respected senator, on the condition that the childless Antoninus in turn would adopt Hadrian’s promising young nephew Marcus Aurelius and Lucius Verus (the son of Commodus) as heirs.

Hadrian’s final days were a grim affair. He became even more ill and spent extended periods in severe distress. As he sought to end his life with either a blade or poison, his servants grew ever more vigilant to keep such items from his grasp. At one point he even convinced a barbarian servant by name of Mastor to kill him. But at the last moment Mastor failed to obey.
Despairing, Hadrian left government in the hands of Antoninus Pius, and retired, dying soon afterwards at the pleasure resort of Baiae on 10 July AD 138.

Had Hadrian been a brilliant administrator and had he provided the empire with a period of stability and relative peace for 20 years, he died a very unpopular man.

He had been a cultured man, devoted to religion, law, the arts – devoted to civilization. And yet, he also bore that dark side in him which could reveal him similar to a Nero or a Domitian at times. And so he was feared. And feared men are hardly ever popular.

His body was buried twice in different places before finally his ashes were laid to rest in the mausoleum he had built for himself at Rome.
It was only with reluctance that the senate accepted Antoninus Pius’ request to deify Hadrian.


Hadrian's Travels

Hadrian arrived in Rome in the summer of AD 118, nearly a year after his actual succession to Trajan. His predecessor's eastern conquests had facilitated a massive Jewish revolt which required an in-kind legionary response. While these revolts were largely quelled while Trajan was still alive, Hadrian was forced to finish the work. As one part of his ultimate resolution of the matter, Hadrian understood the difficulty in controlling the east beyond the Euphrates River and gave up Trajan's recent conquests.

While unpopular, especially to the legions that had brought these territories under Roman control with their blood, the desire to mark natural defensible borders necessitated the policy. In Dacia, however, whether he felt a need to deflect a growing sense of legionary resentment at his eastern withdrawal policy, desired continued economic control of Dacia's important mineral wealth (gold mines) or a combination of both, Hadrian confirmed and upheld Trajan's annexation of the territory.

Hadrian's eventual arrival in Rome was greeted with Senatorial hostility, thanks largely to the executions of four proconsular magistrates. As such, Hadrian focused on measures to increase his popularity with the masses. Numerous honors were voted upon Trajan (though more from the Senate than directly from Hadrian), massive debt was cancelled in an enormously popular public burning of the records, the port at Ostia was expanded to secure additional grain supplies and the alimenta (essentially providing government support to local communities) begun by Nerva and expanded by Trajan was continued. Building and restoration of public works throughout the empire was conducted on an unprecedented scale and Hadrian was an enormous patron of the arts and literature. Perhaps the most important achievement of Hadrian's reign was the reformation of the legal system. Conducted by Salvius Julianus (grandfather to future emperor Didius Julianus), these reforms included regular review of magisterial decrees and edicts ensuring that such measures provided desired and positive effects.

Despite his efforts, some reforms and projects (such as tearing down a theatre built by Trajan on the Campus Martius) were terribly unpopular. His poor relationship and lack of popularity with the senate, coupled with a strong desire to review the Empire's defenses, inspired him to leave the hostile city and explore the provinces first hand. In AD 121, Hadrian left Rome on an extended tour beginning to the north in Gaul. Form there he continued to Germania where the legions were drilled and trained in such a manner as to increase discipline that had grown lax. For centuries Roman armies had been raised only for temporary purposes involving conquest or defense from invaders. It was only during the imperial period that the legions became permanent standing forces that maintained static garrisons. As such, complacency from inactivity was a genuine concern. In addition to personally drilling the men (and performing such training right along with them), defense works were inspected, men of quality promoted and arrangements for military supply and logistics were settled.

From Germania, Hadrian continued north to Britannia where the matter of a defined controllable border was an ultimate concern. Unlike other frontier provinces such as Germania, which used the Danube and Rhine Rivers as natural borders, Britain had no such clearly marked and defensible position. Despite previous efforts to bring the far north under Roman control (under Agricola during the reign of Domitian) the logistical problems of asserting dominance over the scattered highland tribes made such efforts impractical. As northern Britain lacked a naturally defensible position, Hadrian ordered the situation remedied by the building of a massive wall to separate Rome from barbarian. Hadrian's Wall was built by legionaries (contrary to popular opinion, Roman armies rather than slaves had always been responsible for building not only defense works, but roads and sometimes aqueducts) in a massive effort that spanned eight years (AD 122 - 130).

The wall, stretching for 80 miles between modern Carlisle in the west and Newcastle in the east, was between 8 and 10 ft. thick and as high as 15 feet tall. Mile castles were built at 1 mile intervals (hence the name) and were garrisoned by auxilia (numbering approximately 9,000 men at any given time). Though the wall itself was a formidable defensive structure, its ultimate purpose was not truly to serve as a barrier, but as a deterrent to tribal aggression and perhaps more importantly, to act as a funnel forcing trade and civilian traffic through well regulated defensible positions.

From Britain, Hadrian continued south to Hispania and then to Mauretania in Northern Africa, where a revolt of the Moors was suppressed. From the African coastal city of Cyrene, Hadrian continued east (which he preferred due its Hellenistic nature) visiting Crete, Syria, Pontus, Bithynia, Asia Minor and circling back through Thracia, Moesia, Dacia, Pannonia, Greece, Athens and Sicily before finally returning to Rome in AD 125. Spending just a few years in Italy, Hadrian was once again consumed by the 'wanderlust' and returned to Athens by AD 129. Hadrian held a fascination for Greek philosophy and culture and as such would visit Athens at least three times during his reign. The city, too, would benefit greatly from the emperor's patronage in the form of numerous building projects and improvements. The 'Greekling' as Hadrian came to be known, next journeyed from Athens back to Asia, then to Pamphylia, Phrygia, Cilicia, Syria, Cappadocia, Pontus, Antioch and Judaea by AD 130.

Hadrian's journey would continue to Aegyptus, again to Syria, Asia and Athens and eventually back to Rome in AD 132, but it was in Judaea that Hadrian's ambitious plans took a turn for the worse. In most of his provincial visits he was greeted enthusiastically thanks in part to gifts he offered to the populace, coupled with various public works projects. In the home of the Jews, however, there was a natural enmity carried over from the revolts during Trajan's reign and Hadrian paid little heed to the volatility of the region. First, he planned to rebuild Jerusalem (largely razed by Titus in AD 70) in the manner of a Roman city, complete with a temple to Jupiter where the Great Temple of Jerusalem once stood. While this affront to the religious sensibilities of the Jews passed without major incident, it planted the seeds of discontent. Two years later Hadrian, whose Hellenistic sensibilities found several strange Jewish customs to be repulsive, passed a law forbidding the Jewish practice of circumcision. As unrest began to stir, the collapse of the tomb of Solomon in Jerusalem due to Roman construction activity, was the final catalyst to set off wide spread revolt.

The revolt, led by Simon ben Kosiba (or Bar Kochba for 'son of star' indicating that ben Kosiba was considered a messiah), proved to be yet another difficult challenge for the Romans in Judaea. Lasting for three years (forcing Hadrian to return and remain in the east from AD 134 - 136), thanks in large part to the Jew's wise policy of avoiding direct large scale engagements with Roman legions, the destruction of the province and loss of life was devastating. According to Cassius Dio, nearly 1,000 Jewish villages and just fewer than 600,000 people were killed in various engagements. The Roman losses too were considerable. Having used at least three full legions, numerous auxilia and detachments from several other nearby legions it is assumed - because it disappears from historical records after this point - that at least one legion, XXII Deiotariana, was completely destroyed in the uprising and never reconstituted.

When the Romans were eventually victorious in AD 136, Hadrian's punishment was severe. Dead Jews were left unburied and to rot in the streets for years and many others were sold as slaves. Jewish temples were replaced by Pagan equivalents, Rabbis were imprisoned and executed, it was forbidden to teach Mosaic Law or to own religious scrolls and the people were forbidden even from entering Jerusalem. To drive the point home, the city was even renamed to Aelia Capitolina and Judaea itself to Palestinae. Following the brutal suppressions of both Trajan and Hadrian, the Jews had finally settled under Roman control and would never again rise up against them.


HADRIAN:

Roman emperor (117-138). At the very beginning of his reign he was called upon to suppress the final outbreaks of Jewish rebellion at Cyrene and Alexandria. According to a late but trustworthy source, he is said to have enticed the Jews of Alexandria into the open country, where about 50,000 of them were killed by his soldiers (Eliyahu R. xxx. 3). Afterward he seems to have avoided conflict with the Jews and to have granted them certain privileges. The Jewish sibyl, in fact, praises him (Sibyllines, v. 248) and Jewish legend says that R. Joshua b. Hananiah was on friendly terms with him, and that Hadrian intended to rebuild the Temple at Jerusalem (Gen. R. lxiv.). This agrees with the statement of Epiphanius ("De Mensuris et Ponderibus," § 14) that the emperor commissioned the proselyte Akylas (Aquila)—who, according to the rabbinical legend, was related to him—to supervise the building at Jerusalem, this of course referring to the city and not to the Temple. Other Christian sources, as Chrysostom, Cedrenus, and Nicephorus Callistus, say that the Jews had intended to build the Temple themselves but a passagein the Epistle of Barnabas (xvi. 4)—though its interpretation is disputed among scholars—seems to indicate that the Jews expected the pagans to rebuild the Temple.

Scholars also differ as to the cause of the rebellion. According to Gregorovius (comp. Schlatter, "Die Tage Trajans und Hadrians," p. 2), "Palestinians instituted the kingdom of Jerusalem as a protection against the oppressions of Hadrian." Other scholars, however, say that the institution of the Messianic kingdom followed upon the rebuilding of the Temple. Even the ancient sources differ on this point. Thus, Spartianus ("Hadrianus," § 14) reports that the Jews rebelled because circumcision was interdicted while the more reliable Dion Cassius says (lxix. 12) that Hadrian attempted to turn Jerusalem into a pagan city, which the Jews regarded as an abomination, and they therefore rebelled. It is possible that both of these measures were responsible for the rebellion on the other hand, it is also possible that they were merely the consequences of it. Hadrian, who had a gentle disposition, was lauded throughout the great empire as a benefactor he indeed so proved himself on his many journeys. Palestinian cities like Cæsarea, Tiberias, Gaza, and Petra owed much to him and his presence in Judea in 130 is commemorated on coins with the inscription "Adventui Aug[usti] Judææ." He therefore could have had no intention of offending the Jews but as a true Roman he believed only in the Roman "sacra" (Spartianus, l.c. § 22). It may have happened that in his zeal to rebuild destroyed cities he had disregarded the peculiarities of the Jews. The law against circumcision was founded on earlier Roman laws, and did not affect the Jews only. So long as the emperor was in Syria and Egypt the Jews remained quiet but after his departure in 132 the rebellion under Bar Kokba broke out.

It seems that Hadrian himself remained in Judea until the rebellion had been put down (Darmesteter, in "R. E. J." i. 49 et seq.), and he may have mentioned the Jews in his autobiography, a point that Dion Cassius dwells upon but he did not use the customary formula in his report to the Senate, that he and the army were well (Dion Cassius, l.c.), for the Roman army also was suffering. After the dearly bought victory in 135, Hadrian received for the second time the title of "imperator," as inscriptions show. Now only could he resume the building, on the ruins of Jerusalem, of the city Ælia Capitolina, called after him and dedicated to Jupiter Capitolinus. A series of magnificent edifices that Hadrian erected in Jerusalem are enumerated in a source that gathered its information probably from Julianus Africanus ("Chron. Paschale," ed. Dindorf, i. 474 "J. Q. R." xiv. 748). The temple of Jupiter towered on the site of the ancient Temple, with a statue of Hadrian in the interior (Jerome, Comm. on Isaiah ii. 9). The Jews now passed through a period of bitter persecution Sabbaths, festivals, the study of the Torah, and circumcision were interdicted, and it seemed as if Hadrian desired to annihilate the Jewish people. His anger fell upon all the Jews of his empire, for he imposed upon them an oppressive poll-tax (Appian, "Syrian War," § 50). The persecution, however, did not last long, for Antoninus Pius revoked the cruel edicts.

After this the Jews did not hold Hadrian's memory in high honor the Talmud and Midrash follow his name with the curse "Crush his bones." His reign is called the time of persecution and danger, and the blood of many martyrs is charged to his account. He is considered the type of a pagan king (Gen. R. lxiii. 7).


Bronze head from a statue of the Emperor Hadrian

Hadrian (reigned 117-138 C.E.), once a tribune (staff officer) in three different legions of the Roman army and commander of a legion in one of Trajan’s wars, was often shown in military uniform. He was clearly keen to project the image of an ever-ready soldier, but other conclusions have been drawn from his surviving statues.

Fixing the Empire’s borders

When Hadrian inherited the Roman Empire, his predecessor, Trajan’s military campaigns had over-stretched it. Rebellions against Roman rule raged in several provinces and the empire was in serious danger. He ruthlessly put down rebellions and strengthened his borders. He built defensive barriers in Germany and Northern Africa.

Rome’s first emperor, Augustus (reigned 27 B.C.E.– 14 C.E.), had also suffered severe military setbacks, and took the decision to stop expanding the empire. In Hadrian’s early reign Augustus was an important role model. He had a portrait of him on his signet ring and kept a small bronze bust of him among the images of the household gods in his bedroom.

Like Augustus before him, Hadrian began to fix the limits of the territory that Rome could control. He withdrew his army from Mesopotamia, modern-day Iraq, where a serious insurgency had broken out, and abandoned the newly conquered provinces of Armenia and Assyria, as well as other parts of the empire.

Hadrian’s travels

Hadrian is also famous as the emperor who built the eighty-mile-long wall across Britain, from the Solway Firth to the River Tyne at Wallsend: “to separate the barbarians from the Romans” in the words of his biographer. This head comes from a statue of Hadrian that probably stood in Roman London in a public space such as a forum. It would have been one and a quarter times life-size.

This statue may have been put up to commemorate Hadrian’s visit to Britain in 122 C.E. Hadrian travelled very extensively throughout the Empire, and imperial visits generally gave rise to program of rebuilding and beautification of cities. There are many known marble statues of him, but this example made in bronze is a rare survival.

Born in Rome but of Spanish descent, Hadrian was adopted by the emperor Trajan as his successor. Having served with distinction on the Danube and as governor of Syria, Hadrian never lost his fascination with the empire and its frontiers.

At Tivoli, to the east of Rome, he built an enormous palace, a microcosm of all the different places he had visited. He was an enthusiastic public builder, and perhaps his most celebrated building is the Pantheon, the best preserved Roman building in the world. Hadrian’s Wall is a good example of his devotion to Rome’s frontiers and the boundaries he established were retained for nearly three hundred years.

A lover of culture

Hadrian was the first Roman emperor to wear a full beard. This has usually been seen as a mark of his devotion to Greece and Greek culture.

Hadrian openly displayed his love of Greek culture. Some of the senate scornfully referred to him as Graeculus (“the Greekling”). Beards had been a marker of Greek identity since classical times, whereas a clean-shaven look was considered more Roman. However, in the decades before Hadrian became emperor, beards had come to be worn by wealthy young Romans and seem to have been particularly prevalent in the military. Furthermore, one literary source, the Historia Augusta, claims that Hadrian wore a beard to hide blemishes on his face.

Hadrian fell seriously ill, perhaps with a form of dropsy (swelling caused by excess fluid), and retired to the seaside resort of Baiae on the bay of Naples, where he died in 138 C.E.

The image of the Roman Emperor

Torso of a statue of the emperor Hadrian wearing a cuirass, C. 130-141 C.E., 137 cm high, from Cyrene, northern Africa © Trustees of the British Museum. In this statue we see Hadrian presented as the commander-in-chief. We know from ancient literary sources that Hadrian was particularly keen to project a strong military image.

The cult of the Emperor combined religious and political elements and was a vital factor in Roman military and civil administration. Deceased rulers were often deified, and though the living Emperor, who was the state’s chief priest, was not himself worshipped as a god, his “numen,” the spirit of his power and authority, was.

The image of the ruler and information about his achievements was spread primarily through coinage. In addition, statues and busts, in stone and bronze and occasionally even precious metal, were placed in a variety of official and public settings. They varied in size: colossal, life-size and smaller. Such images symbolized the power of the state and the essential unity of the Empire.

As well as the political importance of representations of the Emperor, his physical appearance and that of his consort and family were familiar to people throughout the Empire. This influenced fashion and such representations can assist the modern archaeologist and art-historian. For example, beards became fashionable after the accession of Hadrian, and the hairstyles of Empresses and other Imperial women may be seen in private portraiture and decorative art, even in remote provinces such as Britain.


Tivoli - Hadrian's Villa - Pecile

Tivoli - Hadrian's Villa - Venus Temple

Tivoli - Hadrian's Villa - Maritime Theatre

Tivoli - Hadrian's Villa - Maritime Theatre

Tivoli - Hadrian's Villa - Detail of a mosaic floor

Tivoli - Hadrian's Villa - Building with three exedras

Tivoli - Hadrian's Villa - Building with fishpond

Tivoli - Hadrian's Villa - Serapeum

Tivoli - Hadrian's Villa - Canopus

Tivoli - Hadrian's Villa - Canopus

Tivoli - Villa Adriana - Complesso del Canopo

Tivoli - Villa Adriana - Canopo, Statua - copyright De Agostini

Hadrian’s Villa at Tivoli is one of the Italian UNESCO World Heritage Sites. Built by the request of the Emperor Hadrian, the Villa is a monumental living complex that even today continues to display the lavishness and enormous power of Ancient Rome.

In Tivoli, Hadrian’s Villa (Villa Adriana) was designed to be a home for the Roman Emperor Hadrian in 117 A.D. Construction began on top of the foundation of a pre-existing villa that belonged to his wife Vibia Sabina. The Villa, located 28 km (17.4 mi) from the Capital on the Monti Tiburtini, could be reached via the ancient Roman roads Tiburtina and Prenestina, or else by the River Aniene.
The area was chosen for its abundant waters and availability of four aqueducts that passed through to Rome: Anio Vetus, Anio Nobus, Aqua Marcia and Aqua Claudia.
One can still find here the sulphur water springs (the Acque Albule) that the Emperor enjoyed – today’s Tivoli Baths!

Given archaeological evidence and certain written sources, we know that the Roman villa and the domus were partitioned into different settings with precise functions and according to a scheme that is often repeated for example, the floor-plan of Hadrian’s Villa is comparable to those of the Villa of Mysteries in Pompeii and the Villa of Poppaea in Oplontis (near Torre Annunziata). Despite the fact that the Villa utilizes traditional architectonic language and iconography, it was in any case projected in a rather different, original style.

The Villa's Structure
It is shaped by a series of interdependent and inter-locking structures, each one with its own individual purpose: the structure with three exedrae, NS Nymph Stadium, a fishing structure, NS four-sided portico, the small thermal water baths, and the Praetors’ (Roman bodyguards’) vestibule.

The symmetries and the interdependence of the structures – connected one to another via guarded access points created for both the privacy and security of the Emperor – make it clear that together they composed a monumental compound that mirrored Hadrian's image as a great and sophisticated man.

In fact, to show off his tastes and inclinations, he reproduced inside this residence the places and monuments that had fascinated him during his innumerable travels.

Inside the Villa complex, one can see the Poecile, a huge garden surrounded by an arcade with a swimming pool. This area was built so that one could take walks whether it was winter or summer. Then there is the Canopus, a long water basin embellished with columns and statues that culminate in a temple topped by an umbrella dome, and the remains of two bath areas: the Grandi Terme ve Piccole Terme (the large and small baths or thermae). The former contained a frigidarium or large pool of cold water (open-air) and a round room with a coffered dome these coffers were rather particular in that they opened into five large windows. Covered in valuable and decorative stucco, these structures were purposed for the Imperial Family and their guests.

NS Grandi Terme, reserved for the personnel of the Villa, consisted of a heating system located under the floor, and a circular room outfitted as a sudatio or sauna. Noteworthy is the large vaulted-arch ceiling in the central room, still in perfect condition (structurally) today, despite the collapse of one of the four supporting piers. Some of the – relatively – best preserved areas of the villa are the accademia, the stadio or arena, the Imperial Palace, the Philosophers’ Room, NS Yunan Tiyatrosu, ve Piazza d'oro, a majestic square the purpose of which was to be a “representation” it was large enough to allow a vast peristyle decorated in refined stucco. Finally, the splendid Teatro Marittimo (Maritime Theatre) is an island of sorts elaborated with an iconic colonnade and circumscribed by a canal. This is where the Emperor isolated himself when he wanted to think amidst silence and tranquility.

To learn more, explore the history of Hadrian's Villa.

Useful Information

Geolocation
State: Italy
Bölge: Lazio
Province: Rome

Useful Link
Address: Largo Marguerite Yourcenar, 1 - Villa Adriana - Tivoli (RM)
Tel: +39 0774 530203
Website: Official website

Saat
Opening hours of the Archaeological Area
January 2-31: 9 am - 5 pm
February 1-29: 9 am - 6 pm
March 1 – last Saturday of March: 9 am - 6:30 pm
Last Sunday of March – April 30: 9 am - 7 pm
1 May - 31 August: Ore 9 am - 7.30 pm
September 1-30: 9 am - 7 pm
October 1 – last Saturday of October: 9 am – 6:30 pm
Last Sunday of October - December 31: 9 am – 5 pm
Closings: January 1, December 25

Hizmetler
- Guided tours and audio guides for individuals, groups and schools (Italian, English, French, German and Spanish).
- Parking and bookshop.